Dört Kapı – Barış Manço

Tuz ekmek hakkı bilerek
Sofra kurmasan da olur
Ilık bir tas çorba yeter
Rızkım buymuş der içerim

Kadir kıymet anlayana
Sandık açmasan da olur
Kırk yamalı hırka yeter
İdris biçmiş der giyerim

Bir çorbayla karnım doydu
Hırka bana yorgan oldu
Birde kalem tutmayı öğret
Kırk yıl sana hizmet ederim
Bana bir harf öğret yeter
Kırk yıl sana hizmet ederim

Barışım uzaktan geldim
Dört kapı önünde durdum
Dört kapıdan geçemezsem
Geldiğim gibi giderim

Tasavvuftaki dört kapı şeriat, tarikat, marifet, hakikat…

Barış Manço bu şarkı için şunları söylemiş.

“İşte bu parçada benim Tasavvufi yüzümü görebilirsiniz. “Halil İbrahim Sofrası” ile daldığım bu yolda tekkeye dönük en gelişmiş eserimi verdim. Acaba bu parçamı nasıl bulacaklar? Tasavvuf felsefesine göre “İnsân-ı Kâmil” (olgun insan) ya da ermiş olabilmek için geçilmesi gereken dört kapı vardır. Ben de dört kapıyı anlatmaya çalıştım”

 

 

Ahmet Bey’in Ceketi

 

Tanrı bütün kullara rızkını dağıtırken
Kimi sırtüstü yatar kimi boşta gezerken
Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti

O mahallede herkes gömlek giyerdi
Bizim Kültür Ahmet bir gün bir ceket diktirdi diktirir ya
Mahalleye dert oldu Kul Ahmet’in ceketi

Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi
Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti
Herkes gömlek giyerken Ahmet ceket giyerdi
Konu komşuya dert oldu Kul Ahmet’in ceketi

Mahalleli kahvede muhabbet peşindeyken
Leylekler lak lak edip peynir gemisi yüklerken
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti

Herkes gömlek giye dursun
Bizim Kul Ahmet ceketini birde astarla kaplatıverdi kaplatır ya
Mahalleye dert oldu Kul Ahmet’in ceketi
Kul Ahmet erken yatar sabaha ya kısmet derdi
Kimseler anlamazdı ya kısmet ne demekti
Herkes gömlek giyerdi
Konu komşuya dert oldu Kul Ahmet’in ceketi

Bir gün bir yoksul öldü üzüldü mahalleli
Ama bir kefen parası bulamadı mahalleli
Kul Ahmet dedi yalan dünya çıkardı ceketini
Örttü garibin üstüne kaldırdı cenazeyi

Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
Bizim Kul Ahmet birdenbire oluverdi Ahmet Bey
Ceket ise Ahmet Bey’ in ceketi
İbreti alem oldu Ahmet Bey’ in ceketi
Sonunda herkes anladı ya nasip ya kısmeti
İbreti alem oldu Ahmet Bey’ in ceketi
Meğerse tüm keramet ceketteymiş be Ahmet
Barış’ a sorar isen sen bu yolda devam et

Şarkıda anlatılan Kul Ahmet’ in 1996 yılında rahmetli olan Kul Ahmet isimli Maraşlı halk ozanıdır. Sabaha ya kısmet deyip yatmak, kalkınca ya nasip demek arasındaki farkında aslında nasip ile kısmet arasındaki fark yüzündenmiş. Kısmet kişi tarafından elde edilmesi muhtemel bir şey, yani ihtimal var kesinlik yok. Yani uykuya yatıldığı zaman kalkılcağının garantisi yok, o yüzden ya kısmet. Kalkınca da ya nasib. Nasib elde etmen garanti olan şey, rızk belki de. Belki de kefenini sırtında taşımaya işaret olan ceketi diktirmek, bunun herkese dert olması, garibanın ölmesi ancak cenazenin kaldırılamaması manidar. Kul Ahmet’in cekete astar diktirmesi belki de alın teriyle derece derece ilerlemek, nefis terbiyesi gibi…Bu şarkının hikayesini TRT’ de bir programa konuk olan Ayna grubunun solisti Erhan Güleryüz’ den dinledim. Ayna, Kul Ahmet’ in bir türküsünü seslendirmiş o dönemdeki yeni albümlerinde. Hikaye şöyle:

1970’li yada 1980’li yıllarda sanatçılar Avrupa turnesine çıkıyorlar. Sanatçı grubunda Barış Manço ve Kurtalan Ekspres ve de Kul Ahmet’ de bulunuyor.Bunlar hep beraber Avrupa’daki şehirleri  otobüslerle dolaşıp gurbetçilere konserler veriyorlar. Yaz mevsimi olduğundan dolayı hava sıcak. Herkes yazlık kiyafetlerini giyerken Kul Ahmet ceketini hiç çıkarmıyor üstünden. Bu da herkesin dikkatini çekiyor, “çıkar ceketi sıcak” diyorlar çıkarmıyor. “Sıcak, terlersin, çıkar rahat et” diyorlar ama ikna edemiyorlar. Millete hakikaten dert oluyor. Yine bir gün Fransa’ da bir şehirde konser için  konaklarlarken şehri gezmeye çıkıyorlar. Yolda trafik kazasında ölmüş yolda yatan birine rastlıyorlar. Yoldan gelip geçenlerin  kimi ilgisiz kimi ligili ama bir şey yapmıyorlar ya da yapamıyorlar. Kul Ahmet bunu görünce ceketini çıkarıp garibin üstüne örtüp orada bırakıyor ceketini. Bunu uzerine Barış Manço bu şarkıyı yapıyor.

Halil İbrahim Sofrası

İnsanoğlu haddin bilir kem söz söylemez iken
Elalemin namusuna yan gözle bakmaz iken
Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok
Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok

Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına

Daha çatal bıçak kaşık icat edilmemişken
İsmail’e inen koç kurban edilmemişken
Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna
Kapağı ver kulbu al kurbanı ne hiç soran yok
Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna
Kapağı ver kulbu al kurbanı ne hiç soran yok

Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına

Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası
Topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası
Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna
Kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok
Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna

Girişte sözünü ettiğimiz “Halil İbrahim Sofrası” şarkısı günümüzdeki semavi dinlerin kaynağı olan Hz. İbrahim (a.s)’ın kıssasından yola çıkılarak yazılmış olsa gerek. Hz. İbrahim (a.s) eğer misafiri yoksa sofra kurup yemek yemezmiş. Misafirine sofra kurduğundaysa elinden gelen en iyi sofrayı kurarmış. Semavi dinlerde ortak payda olan paylaşmak, kardeşlik, yardımlaşma Halil İbrahim sofrasıyla vücut bulmuştur. Ancak günümüzde bu değerler unutulmaya yüz tutmuş ve huzursuzluk ve kavga başlamıştır.

Buselik Makamına

Leyla’ dan geçme faslındayım
Mevla’ yı bulma yollarında
Leyla’ dan geçme faslındayım
Mevla’ yı bulma yollarında

Majörler tükendi, minörlere yolculuk
Buselik makamına, buselik makamına

Leyla’ dan geçme faslındayım
Mevla’ yı bulma yollarında
Leyla’ dan geçme faslındayım
Mevla’ yı bulma yollarında

Aşk için söylenen her söze kandım
Pervane misali ateşe yandım
Gördüğüm her dilber ateştir bana
Mecazi aşka inandım güneşli havalarda

Buselik makamına, buselik makamına
Buselik makamına, buselik makamına
Buselik makamına

Batı müziğindeki “minör” e karşılık bir Türk musıkisi makamıdır. İsminin Farsça’da “güzel yazma ve söyleme yeteneği” ya da öpücük anlamına gelen ebu-selik kelimesinden geldiği söylenmektedir. Şarkıda Leyla ile Mecnun’daki mecazi aşkı sembolize eden Leyla’dan vazgeçip hakiki aşkı yani Mevla’ya yönelişi anlatır. Güneşli havalarda mecazi aşka inanmak ise insan olmanın bir özelligi değil midir? Bakın Orhan Veli ne diyor:

“Beni bu güzel havalar mahvetti,
…….
Böyle havada aşık oldum;”

Kim bilir belki de aşkın zahiri anlamlarını bırakıp batıni anlmalarını aramak yani görülemeyeni görülene yeğlemek, majörlerden minörlere bir geçişi gerektiriyordur. Buselik yani minor makami da, bu arayışa en uygun makam olsa gerek.

KAPAT
www.000webhost.com